Odyolog Emel Çetin; Hayat Duymakla Başlar

Kent Yaşam Gazetesi İmtiyaz Sahibi Celal Karaali ile beraber Odyolog Emel Çetin’le ortak bir röportaj gerçekleştirdik.

Röportaj Yayın: 23 Haziran 2026 - Salı - Güncelleme: 23.06.2026 04:27:00
Editör - Yılmaz Bacacı
Okuma Süresi: 8 dk.
Google News

Kent Yaşam Gazetesi İmtiyaz Sahibi Celal Karaali ile beraber Odyolog Emel Çetin’le ortak bir röportaj gerçekleştirdik. Hayat duymakla başlar felsefesiyle yola çıkan Emel Çetin, ikisi Avrupa, biri Asya yakasında olmak üzere üç şubesiyle İstanbul halkına hizmet verirken, yurt dışında ki iki şubesiyle de halkın duyu problemlerine çözüm arıyor.

RÖPORTAJ: Celal Karaali-Yılmaz Bacacı

Celal Karaali; Sayın Emel Çetin, halkın çok alışık olmadığı bir kelime olan Odyolog nedir?

Emel Çetin; Kısaca tanımlayacak olursak; Kulak Burun Boğaz hekimleri, kulak sağlığı, işte burunla ilgili ve boğazla ilgili sağlığı takip eden çok değerli hekimlerimiz. Ama işitmeye girince, yani kulaktaki işitme bölümüne girince, odyoloji ve odyologluk devreye giriyor. Aslında öyle bir ayrım yapabiliriz kısaca. Kulağın işitme kaybı, duyma, denge merkezi, denge merkezindeki durumlar yani kulağın denge ile ilgili olan durumu, diksiyon, artikülasyon, konuşma hep odyolojinin bölümleri arasındadır. Odyoloji, kulak burun boğazın içerisinden kulağın işitme sağlığını takip eden; duyma, anlama, işitme kaybını takip eden, dengeyi takip eden, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğüne kadar ileri testleri yapabilen, çocuklarda konuşma bozukluğu, artikülasyon bozukluğunu takip eden, denge kaybı ile ilgili gerekli vertigo, Meniere (Meniere hastalığı) bunlarla ilgili testleri yapan kişidir odyolog. Örneklemek gerekirse: Kulak Burun Boğaza gittiniz, işitme kaybı tespit edildi. İşitme kaybının medikal bir tedavisi yoksa, ilaçla, ameliyatla, cerrahiyle bir tedavisi yoksa, odyolog devreye girer doğru işitme cihazını uygulayarak işitme kaybı ile ilgili bütün sorunları, problemleri çözen kişidir odyolog.

Yılmaz Bacacı: Sayın Çetin, "Hayat duymakla başlar" felsefesiyle bu yola çıktınız. Yolun neresindesiniz? Yani ne aşamadasınız? Yol yürürken tökezlemeler mi oldu yoksa bayağı bir yol kat ettiniz mi?

Emel Çetin: Ben kulağın önemini bu yola çıkınca anladım. Şöyle söyleyeyim; Kör bir insan hukuk fakültesini bitirebiliyor veya kör, hafız olarak mezun olabiliyor. Ama sağır bir insan ne okuyabiliyor, ne hafız olabiliyor, ne de başka bir şey yapabiliyor. Kulak gözün vazifesini görüyor ama hiçbir zaman göz kulağın vazifesini tutamıyor. Kulakla göz beraber kıyaslandığında arada dağlar gibi fark var. Görmeyen bir insanın kulakları gören göz yerine geçebiliyor ama duymayan bir insanın gözleri kulağın yerini tutamıyor. Bu durum da  beş duyu organlarımızdan biri olan kulak ve öneminin daha iyi olduğunu anlıyoruz. Yolun neresindesiniz sorunuza gelince, bölüm birincisi olarak Hacettepe Üniversitesinden mezun olduğumda okul beni Londra’ya gönderdi. Orada hem işitme kayıpları, hem denge sistemleri, hem de artikülasyon üzerine eğitimler aldım. Londra'da aldığım eğitim sonrası bir dönem Nevşehir'de çalıştım. Daha sonra Amerikalıların açtığı bir sınav vardı, oraya gittim. Bir Amerikan firmasında biyonik kulak, koklear implant üzerine çalıştım. Sonrasında Dünya’da en büyük işitme zinciri olan, Danimarka-İspanyol ortak firmasının 10 yıl süreyle Avrupa tarafı sorumlu müdürlüğünü yaptım. Bu sürede bazı devlet büyükleri ve tanınmış sanatçıların duyma problemlerini çözümledim. Sonrasında patentimi alıp, 20 yıllık birikimden sonra 2017 yılında kendi merkezimi hayata geçirdim. Yaklaşık 10 yıldır kendi merkezlerim de uzman ekiplerimizle birlikte halkın duyu problemlerini çözümlüyoruz.   

Celal Karaali: Halk arasında “Sağır dilsiz” diye tabir edilen kişilerin durumu nedir? Bunun bir çözümü var mı?

Emel Çetin: “Sağır ve dilsiz” kavramı yanlış bilinen bir durum. Kişi duyamadığı için konuşamıyordur. Örnekleyecek olursak Japonca konuşabilmeniz için, Japoncayı duymanız lazım. Duymadan konuşamazsınız. Yani bizim duymamız, anlamamız, artikülasyonumuz, konuşmamız hepsi kulaktan gelen algılara ve reflekslere göre değişiyor. Sağır-dilsiz kavramının yanlış bilindiğini size tesadüfen tanıştığım Türkmen bir çocukla yaşadıklarımı anlatarak açıklarsam çok daha yerinde olur. Doğuştan işitme kayıplı olan bir çocuğa sağır dilsiz denmiş, çocuk bir kenara atılmış. Kendisini tanıdığımda duyu yetisinin olmadığını anladım. Duymayan bir çocuğun nasıl konuşmasını beklersiniz. Çocukla tanıştığımda 6-7 yaşlarındaydı.  Kendisini ülkesinden alıp İstanbul’a getirdim. Tek kulağına biyonik kulak yaptık, tek kulağına da cihaz taktık. Bu işlemler sonucu duyma yetisini kazandı. Kendisini ilkokula kayıt ettirdim. İşitme ve konuşma yetisi çok zayıf olduğundan okul kayıtlarında problemler yaşadık. Ne mutlu bize ki şimdi o çocuk bu yıl ilköğretimi bitirdi ve lise sınavlarına girecek. Kulağı sadece işitme organı diye tanımlıyoruz ya, inanın değil. Beynin dünyaya açılan kapısıdır aslında kulak. Gözü kandırmak çok kolay. Yarım elma gösterin, hemen tam elmaya tamamlar. Gözün bir hayal dünyası var. Çünkü, o tamamlar. Ama kulak ne duyuyorsa onunla yetiniyor. Ne ekliyor, ne çıkartıyor, tamamlamaya çalışıyor. Kulağın duyması beyne verilen bilgileri kaydeden şeydir. Beyin tüm gelen görseli unutabiliyor ama kulak, işitsel olarak aldıklarımızı daha iyi kaydediyor. Beyin duyup da anlamadığı hiçbir kelimeyi hafızaya kaydetmiyor. Kaydetmediği kelimeler birleştiğinde unutkanlık, unutkanlıklar bir araya geldiğinde dikkat dağınıklığı, dikkat dağınıklığı bir araya gelince konsantrasyon bozukluğu, sonrasın da nörolojik rahatsızlıklar ortaya çıkıyor.

Yılmaz Bacacı: Sayın Çetin, Türkiye işitme cihazı üretimi ve sağlık hizmetinin neresinde? Sektörün daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için neler yapmalı? 

Emel Çetin: Türkiye’de işitme cihazı üretimi kısmında bir iki farklı firma teşebbüste bulundu ancak buna yeterli Ar-Ge ayıramadığı için, "Bizim ürettiğimiz güzel, kaliteli bir işitme cihazımız var" demek doğru değil. Çok çalışıldı, çok çabalandı ne yazık ki ülke olarak ithal ürünlerle devam ettik. İlk etapta Danimarka'dan, İsviçre'den, Almanya'dan sonrasında Amerika’dan geliyor. Bu ülkeleri de Çin takip ediyor Yıllarca yurt dışından ithal edilen ürünlerle yapıldı. Kendi içimizde çok iyi bir Ar-Ge ayırıp yeterli üretim maalesef olmadı diyebilirim. Hastaya teşhis koyma ve cihaz uygulamada çok iyiyiz ancak üretim de yok denecek derecedeyiz.

Yılmaz Bacacı: Üretim sorununu nasıl aşarız?  Devlet destekli mi olmalı, yoksa özel sektör mü bu işe el atmalı?

Emel Çetin: Üniversitesiz bu iş olmaz. Uygulama ve sağlıkla birleştirme üniversite bünyesinde olması lazım. Teknoloji de orada, bilim de orada, bilgi de orada. Özel sektörde bunu yapsanız da bir kolunuz kırık kalıyor. İşitme cihazı dediğimiz şey o kadar farklı, o kadar devasa bir şey ki bir kişiye olan bir şey değil. Standart bir şey değil. Kişiye özel, parmak izi gibi yapılan bir şey. Dış kulak yolu dediğimiz kulak kanalları var inanın parmak izi gibi. Aynı kafada iki kulak bile birbirine uymuyor. O nedenle üretim aşamasında mutlaka üniversiteler olmalı.

Röportajın tümünü Kent Yaşam Youtube kanalından izleyebilirsiniz.

 

 

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.