01 Ekim 2026 - Perşembe
HER ŞEYİN KURALI VAR, HİÇBİR ŞEYİN ÖLÇÜSÜ KALMADI
Bir toplum düşünün. Kuralları var.
Yazar - Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
Okuma Süresi: 4 dk.

Gülsüm İldeniz Yaşama Ayna Tutmak
gildeniz59@gmail.com - 0532 496 7090Bir toplum düşünün.
Kuralları var.
Değerleri var.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair yıllardır tekrarladığı cümleleri var.
Ama gündelik hayata baktığınızda başka bir şey görüyorsunuz.
Çalışmak erdem deniyor ama emeğinin karşılığını alamayan insan çalışmaktan soğuyor.
Dürüstlük öğütleniyor ama kuralları esnetenlerin daha hızlı yol aldığını görüyoruz.
Adalet herkes için deniyor ama insanlar kendilerine aynı ölçünün uygulanacağına inanmıyor.
Eğitim önemli deniyor ama diploma her zaman karşılığını bulmuyor.
Liyakat konuşuluyor ama insanlar bir yere gelebilmek için kimi tanıdığınızın ne bildiğinizden daha önemli olduğuna inanmaya başlıyor.
Sonra toplumun içinde çok tehlikeli bir soru dolaşmaya başlıyor:
“Ben neden kurala uyuyorum?”
Sosyolojide bunu anlamamıza yardımcı olan en önemli kavramlardan biri anomi.
Émile Durkheim’ın sosyolojiye kazandırdığı anomi, en basit haliyle toplumsal normların bireye yön verme gücünün zayıfladığı bir durumu anlatır.
Yani mesele toplumda hiç kural olmaması değildir.
Bazen kural vardır.
Ama kuralın anlamı kalmamıştır.
İşte bu ayrım önemli.
Geçtiğimiz yazılarda paternalizmden, konformizmden, normatif baskıdan, toplumsal kontrolden, suskunluk sarmalından, otoriteryen kişilikten ve öğrenilmiş çaresizlikten söz ettim.
Anomi bütün bu tartışmayı başka bir yere taşıyor.
Çünkü bu kez karşımızda “Bana kim baskı yapıyor?” sorusundan çok daha büyük bir soru var:
“Bu toplumda neye güveneceğim?”
Bir toplumun yazılı kuralları kadar yazılı olmayan sözleşmeleri de vardır.
Çalışırsan karşılığını alırsın.
Okursan önün açılır.
Dürüst olursan kaybetmezsin.
Hakkın varsa bir şekilde teslim edilir.
Kurala uyarsan korunursun.
İnsanlar yalnızca kanunlara değil, aslında bu görünmez sözleşmelere de güvenerek yaşarlar.
Peki bu sözleşmeler tekrar tekrar bozulduğunda ne olur?
İnsan önce şaşırır.
Sonra kızar.
Sonra uyum sağlamaya çalışır.
Ve bir noktadan sonra kendine şu soruyu sorar:
“Herkes başka türlü oynuyorsa ben neden kurala göre oynuyorum?”
İşte burada mesele yalnızca bireysel ahlak meselesi olmaktan çıkar.
Toplumsal bir meseleye dönüşür.
Çünkü kurallara olan güven zayıfladığında, insanlar kendi kurallarını üretmeye başlar.
“İşini bilmek” başarı sayılır.
Kuralı delmek beceriye dönüşür.
Tanıdık bulmak çözüm olur.
Hakkını aramak yerine yolunu bulmak öğretilir.
Ve en tehlikelisi, bunların hiçbiri artık insanları şaşırtmaz.
Normalleşir.
Anominin ağır tarafı da belki burada.
İnsan yalnızca kuruma güvenini kaybetmez.
Bir süre sonra başkasına da güvenmemeye başlar.
“Kimseye güven olmaz.”
“Herkes kendi çıkarına bakıyor.”
“Ben yapmazsam başkası yapacak.”
“Bu devirde böyle yaşayacaksın.”
Bu cümleler çoğaldıkça toplumsal bağ da zayıflar.
Çünkü toplum yalnızca aynı yerde yaşayan insanlardan oluşmaz.
Toplum, birbirinden ne bekleyeceğini az çok bilen insanların kurduğu güven ilişkisiyle ayakta kalır.
Eğer kurallar kişiye göre değişiyorsa…
Eğer doğru davranmanın karşılığı sürekli kaybetmek olarak görülüyorsa…
Eğer yanlış olan yeterince tekrarlandığında olağan kabul edilmeye başlanıyorsa…
Ortada hâlâ kurallar olabilir.
Ama artık ortak bir ölçü kalmamıştır.
Ve belki de bugün üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele budur:
Bir toplum ne zaman bozulmaya başlar?
Kurallar ihlal edildiğinde mi?
Yoksa kuralların ihlal edilmesi artık kimseyi şaşırtmadığında mı?
Çünkü anomi, yalnızca kuralsızlık değildir.
İnsanın hangi kurala neden inanacağını artık bilememesidir.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları